www.tarabyatarihi.com

                Bir semt tarihi sayfası...

ANA SAYFA  HAKKIMIZDA  GENEL TARİH  ARŞİV BELGELERİ  FOTOĞRAF ARŞİVİ  ESKİ HARİTALAR

TARABYA FİLMLERİ  TARİHİ MEKANLAR  YENİ FOTOĞRAFLAR  İLETİŞİM  TARABYA ANILARI  ZİYARETÇİ DEFTERİ

 

 

                               

 

 

 

Tarabya Koyu ve Tokatlıyan Oteli...

Πόλη, Βόσπορος και Θεραπειά

 

  

      

     Boğaziçi yaratılış olarak dünyada tek olan bir biçimlenmedir. Yaratıcımız burada iki kıtayı bir kitapsayfasını ortadan ayırır gibi  yavaşça ayırmış,kıyılara özel bir görünüm vermiştir.Otuz km boyunca kıyılar ve tepeler bir dantel kumaş gibi girintiler, çıkıntılar,tatlı yükseklikler halinde uzanıp gidiyor...Eski bir Batılı gezginin deyimi ile İstanbul'un konumundaki bu lüks  başka hiç bir yerde yoktur...

     Tarih olarak Boğaziçi; insan yerleşmesinin en ilginç,en uysal , en sevimli örneğini ortaya koyan uygar bir deneydir.Uysal,sevimli ve uygar; çünkü ağaç su ile evin, bitkiler ve hayvanlar ile insanın birbirlerini korkutmadan,boğmadan yıpratmadan beraberce yaşamalarının en güzel tablolarını oluşturan bir sevgi; 19.yüzyılın Paris'i gibi bir tek kişinin beğenisi ile yontulmuş,meydana çıkmış bir heykel değil,adı sanı belirsiz sayısız insanın yarım bin yıl boyunca ortakçabaları toplumsal zevkleri,güzellik duyguları ile boyadıkları yağlıboya bir resimdir...

 

 

YÜZYILLAR BOYUNCA BOĞAZİÇİ

 

      Bu kıyıların ilk belirgin sahipleri olan Traklar, Romalılar ve Bizans ; çağlarının güvensizlik karakteri ve devletlerinin sınırlı kalan güçlülüğü gibi sebeplerle kendilerini yarımadanın surları içine hapsetmişler ve Boğaziçi'ni kullanamamışlardı. Bizans Boğaz'da bir kaç balıkçı köyü,beş on karanlık suratlı manastır  vebelli bir iki küçük yazlık saray yapabilmişti.Avrupa ve Asya'nın karşı karşıya geldiği kıyılarda,gurubu seyrederken susan ağaçların, yamaçlarda diz boyu yayılan çiçeklerin ve günün her saatinde rengi değişen akarsuyun tadına varmak Osmanlı Türkleri'ne nasip olmuştu.Anadoluhisarı tepelerine gelip önlerine serilen inanılmaz güzelliğe bakan ilk atlılarımızın bu yalancı cennete vuruldukları bellidir.(Malesef o Anadoluhisarı tepeleri vahşi bir betonlaşma sonucu mahvedilmiştir.)Bu ilk gelenler ; Boğaz'ın adlarından birini en gönülden kopan duygularla koymuşlar :"Bir nehr-i aziz."

      Ondan sonra 500 yıl boyunca ilmik ilmik bir mimarlık,süsleme sanatları,bahçecilik örgüsü örüp durmuş,şirin camilerin,mermerli altınlaşmış çeşmelerin,fener ve kandil asılmış korulukların,boyalı tahta evlerin birbirini izlediği nefti servilere,sarı katırtırnakları ve kırmızı mor erguvanların karıştığı uzayıp giden bir ayrı dünya..Onu görmüş olan bütün yabancıları da hayrete düşürüyor ve hayran bırakıyordu. Bütün  bir Batı literatürü bu övgülerin zengin örnekleri ile doludur.

 

ESKİ YERLEŞİMİN PRENSİPLERİ :

 

      Yazılı bir imar düzeniymiş bu.Belediye ve iskan bakanlığı gibi kuruluşları bile yok.Ama yüzyıllar boyunca burada yaşamış göçüp gitmiş olan insanların ortak bir dünya görüşüne,birbirine benzeyen güzellik anlayışlarına ve ölçülerine dayanan daha sağlam ve temelli bir düzen:Kıyılar boyunca suyun hemen kenarında ve bazen de denize çıkmış uzanmış durumda en çok üç katlı ahşap evler dizili...Evlerin çoğunluklaiki yanı ve arkaları bahçe.Ondan sonra dar bir yol geçiyor.Arkada yükselen yamaçlar ise ormanla kaplı..Yolun geniş olması gerekli bulunmamış.Çünkü ulaşım için asıl kullanılan en geniş ve en çabuk aşılan yol denizin kendisi.Yalının üst katında oturulduğunda kapıları açılıverince aynı anda,öndeki masmavi deniz yanlardaki parlak parlak çiçekler ve arkadaki buğulu yemyeşil ağaçlar hepsi birden görülebiliyor. Dik yamaçların ara verdiği biraz içeriye çekildiği yerlerde oluşan vadilerde, köyler ve mahalleler oluşmuş.Onlar da en çok üç katlı. 20.yüzyıla girildiğinde Boğaz'ın peyzajı ve estetiği bu kurulu düzen içerisindeydi....

 

 

BUGÜNE DOĞRU

 

     Anlaşıldığı gibi hem yerleşimdeki biçim alış hem de mülkiyet düzenindeki iç yapısı,bir yandan gelişen tekniğe,ulaşım gereklerine,modern trafiğe hemen uyacak ,tam cevap verecek halde değildi...Fakat bu bir olgu idi.Yapılacak rasyonel iş geçmişin yapılarına,günün şartlarına uygun fonksiyonlar vermek idi. Bir değişim ve çağa uyum zorunluydu.Demek ki eski Boğaziçi çaresiz değişecekti.Fakat sadece değişmesi ve tıpkı bir tabloyu onarır gibi yer yer yeniden düzenlenmesi gerekirdi.Yok edilmesi gerekmezdi !

       Eski düzen ;tüm alanlarda,yani devlet ,askerlik,ekonomi, din, moral değerleri gibi sektörlerde yavaş yavaş ortadan kalkar,bu dünyadan elini çekerken; bu kültür değişimi tabii olarak Boğaziçi'nde de kendini gösterdi. Doğu her şeyi ile gidiyor, fakat Batı da tam  gelemiyordu.Eski İstanbul'un dayandığı Doğu'nun düşünce dünyası ortadan kalktı fakat Batı da ; tabiatı koruma,yapı sanatının en güzel eserlerini doğurma gibi erdemleri ile gelemedi.Alınması zor,uyulması zaman alan uğraş,çaba disiplin isteyen yanları gelemedi. Batı'nın kolayı zahmetsizi göz boyayanı geldi :Beton demir ve asfalt ...Ama kültürün biçim vermediği beton,medeniyetin bükmediği demir ve sanatın yoğurmadığı asfalt...

      Son 30 yılda Boğaz peyzajı geniş çapta bozuldu. Eski Boğaziçi'ninyalı,tahta,küçükev,selvi,namazgah erguvan,fıstık çamı gibi malzemeden oluşan tuvali  iki hançer ile yırtıldı:   Birincisi apartman..İkincisi gecekondu...

 

                                                                 ***

                               (ÇELİK GÜLERSOY-BOĞAZİÇİ/SORUNLAR-ÇÖZÜMLER-1978)

 

VE TARABYA..

 

2003 yılında çok sevdiği İstanbul'a veda eden merhum Çelik Gülersoy işte böyle diyordu.1978'lerde..Biz daha o zaman  7 yaşlarında bir çocuktuk..Hiç bir şeyin farkına varmadan hem bu tahribatı fiilen yaşamışız hem de son kalan güzel günlerin tadını çıkarmışız.. Geçmiş insanların hayatlarını bizden daha güzel ve insanca yaşadıkları bir gerçektir.Çelik Gülersoy bunları 1978'lerde söyledi ancak bugün hala Boğaziçi tahribatı devam etmektedir.Son kalan yeşil metrekareler de fahiş fiyatla talan edilmektedir.Bir 3.Köprü faciası daha beklenmektedir ve bu da

İstanbul ve Boğaziçi'nin sonu demektir.

 

3.KÖPRÜ MESELESİ :

      Bilindiği gibi İstanbul'un trafik sorunu yıllardır çözülemeyen bir haldedir,1973 ve 1989 yıllarında iki Boğaz köprüsü yapılmıştır.Bu iki köprü Boğaz'dan geçen taşıt sayısını 30 kat arttırırken yolcu sayısını 4 kat bile arttıramamıştır. 3.Köprü'nün yapımı halinde,Kuzey'de Beykoz ve Sarıyer arasından geçeceği artık herkesçe bilinmektedir.Kamuoyu gündemine getirilen bir çok farklı güzergahtan sonra basında son olarak köprünün Tarabya-Beykoz arasından geçeceği haberleri çıkartılmıştır.Kesin güzergahı ne olursa olsun 3.Köprü'nün yapımı halinde,çevre ve bağlantı yolları ile Belgrad Ormanı büyüklüğünde ormanlık alan ve bir o kadar da tarım ve yabanıl alan yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktır.3.Köprü'nün iki yakadaki ormanlık alanlarda büyük tahribata yol açacağı açıktır.Temiz hava ve su kaynakları konusunda hayati öneme sahip olan ve kentin akciğerleri olan ormanlık alanlar, Karadeniz kıyısı boyunca yapılan ve kıyı dokusunu tahrip eden Karadeniz otoyolu ile birleşeceği söylenen 3.Köprü ve bağlantı yolları ile büyük bir tehlike altındadır.

(Yaşam platformu  3.Köprü'ye Hayır Basın Açıklaması'ndan -19.10.2008)

 

 

 

 

      Tarabya ile ilgili yaptığım bu çalışmanın esas amacı insanların bugün  içinde yaşadığı ama çeşitli sebeplerle farkına varamadığı BOĞAZİÇİ MEDENİYETİ'nin farkına varmalarını sağlamak,onu korumaya ve sahiplenmeye yönelik çaba sarfetmelerine vesile olmaktır....Yayıınladığım eski fotoğraflar ve film görüntüleri  eskiye ait Boğaziçi medeniyetinin bir küçük  alametidir..

     Tarabya tarihi malzeme yönünden şanslıdır..Zira Osmanlı dönemine ait iyi bir  arşiv malzemesi vardır. Şanslıdır çünkü eski Yeşilçam filmlerinin vazgeçilmez mekanlarındandır.Fotoğraf malzemesi yönünden de diğer boğaz semtlerine göre daha şanslıdır.Çünkü bir sürü sefarethane yazlığı buradadır...

Bundan sonraki çabalarım kıyıda köşede şahısların elinde kalmış fotoğraf ve diğer malzemelerin gün ışığına çıkarılarak paylaşılması ve diğer bilgilerle beraber bunların aynı zamanda bir kitap halinde yayınlanması olacaktır...Yakın zamanda daha profesyonel bir tasarım ve Türkçe'nin dışında İngilizce-Almanca ve Rumca versiyonları da hayata geçirmeye çalışacağım.

          İnsanları geçmişe yönlendiren his; yaşanmış en küçük bir güzelliğin bile hatırlanmaya mahkum  oluşundadır...

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR :

 

1-Boğaziçi'nde Yalılar ve İnsanlar; Murat Belge

2-Adım Adım İstanbul

3-Therapia'dan Tarabya'ya ; Orhan Türker

4-İstanbul Ansiklopedisi (Tarabya maddesi)

5-Kentim İstanbul -Tarabya  Semti

6-Boğaziçi Sayfiyeleri ; İnciciyan

7-Boğaziçi Anıları ; Sedat Hakkı Eldem

8-Boğaziçi'nde Tarih ; Samiha Ayverdi

9-Hatıralarım ; Yorgo L.Zarifi

10-Boğaziçi Sahilhaneleri ;Orhan Erdenen

11-Bir Galata Bankeri'nin Portresi; Murat Hulkiender

12-Dersaadet'in Fotoğrafçıları ;Bahattin Öztuncay

13-Boğaziçi Gezi Rehberi ;Jak  Deleon

14-Taksim Atatürk Kütüphanesi İstanbul Kitaplığı ve Gazete Arşivi

13- Yıldız Sarayı IRCICA Kütüphanesi 

14-Osmanlı Belgelerinin Dili (Diplomatik) ; Mübahat  S.Kütükoğlu  

15-Sabah Gazetesi Arşivi 

16-Başbakanlık Osmanlı Arşivi (Sultanahmet)

17-Alman Arkooloji Enstütisi Fotoğraf Arşivi  

18-Şirket-i Hayriye-İDO

19-Belgelerle Boğaziçi'nde Asırlık Seyahat-(Şirket-i Hayriye)-İDO  

20-İst. Büyükşehir  Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı  Arşivi  

21-Sultan 2.Abdülhamid'e Verilen jurnallerin Tahkik Raporları-Çamlıca Basım Yayın

22- Çelik Gülersoy-Boğaziçi-Sorunlar ve çözümler

23- Konstantiniyye ; Philip Mansel